Devlet geleneğimiz ve “Milli imtidâd”

İmtidâd kelimesi uzun sürmek anlamına gelir. Milli İmtidâd kavramı, Anadolu coğrafyasında Osman Gazi’nin rüyasındaki çınarla doğmuştur ve dünya durdukça da bu topraklarda yaşayacaktır. Geçen asırlar boyunca, çınarın dalları kırılmışsa da kökü sağlamdır ve yeni dallar sürmüştür. Kuruduğunu zannedenler hüsrana uğramışlar, canlı olduğuna kalben inananlar ise yanılmamışlardır. İnebahtı’dan Viyana’ya, 93 Harbi’nden Milli Mücadeleye dek uzanan kırılmalar ve sürgüler tarihi, yarına dönük “milli imtidâd”ın şifreleriyle doludur. Okunur, analiz yapılır, strateji belirlenir ve yaşanır.

Siyasetlerinde tarih bilinci ağırlıklı devletlerde, bu kavram kendilerine özgü şekillerde ortaya çıkar. Dünyada yaşamak, ancak bu şarta bağlıdır. Uluslarası sistemde sağlam duran devletlere baktığımızda, bunun somut örneklerini hep görüyoruz. İsim zikretmeye gerek yok. Aslında milli İmtidâd, bir anlamda millet demektir. Kendini bilen, tanıyan, unutmayan bir millet.Son yıllarda sınırlarımızın hemen yanı başındaki coğrafyada meydana gelen olaylara çeşitli adlar verildi. “Arap Baharı” en etkileyici ve kitlelerin başını döndüren bir niteleme olarak tedavüle sokuldu. Sonrasında ne oldu? Bahar, ne hikmetse kışa döndü. Milyonlarca insan öldü, maddi zenginlikler yok edildi, sefalet, düzensizlik ve kaos olağanlaştırıldı. 

1982 yılında, Dünya Siyonist Teşkilatı’nın yayın organı Kıvınum’un şubat sayısında, Oded Yınon’un “1980’lerde İsrail için bir strateji” başlıklı makalesi yayınlandı. Oded Yınon, İsrail’in “milli imtidâdına” dönük analizler yapıyor, öngörülerde bulunuyor, yapılması gerekenleri sıralıyordu. Uzun vadede Müslüman Arap âleminin, İsrail için bir tehdit oluşturmayacağını söylüyor, bu devletleri 1920’lerde İngilizler ve Fransızlar tarafından bir araya getirilmiş devletçikler diye niteliyor, iskambilden yapılmış bir binaya benzetiyordu. Birbirine düşman azınlıklar, etnik gruplardan oluşturulan bu devletçiklerde, toplumsal çatışmalarla hatta iç savaşlarla karşı karşıya olduğunu iddia ediyordu. İsrail’in doğusunda ve batısındaki devletçiklerin birbirinden beter bölük pörçüklerinden bahsediyordu.

Oded Yınon, Irak ve Suriye hakkındaki öngörülerini de belirlediği stratejide şöyle anlatmıştı. Irak’ın da komşularından pek farkı yoktur. Yegâne fark, çoğunlukla olan Şiilerin, azınlıkta olan Sünniler tarafından yönetilmesidir. Irak’ta nüfusun %65’inin siyaset üzerinde hiçbir etkisi yoktur. %20’lik bir seçkinler grubu ülkeyi yönetmektedir. Ayrıca Kuzey Irak’ta güçlü bir Kürt azınlığı vardır. Eğer rejim, ordu gücü ve petrol geliri olmasa, Irak’ın geleceği geçmişteki Lübnan’dan ve şimdi Suriye’den farklı olmaz. Zaten bir iç çatışmanın ve bir iç savaşın belirtisi, bugünden görülmektedir. Özellikle İran’da Humeyni’nin iktidara gelmesi, Iraklı Şiilerin doğal lideri olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Petrol zengini ve parçalanmış bir Irak, İsrail için hedef adayıdır. Etnik ve dini temelde Irak’ın bölünmesi mümkündür. Böylece Basra, Bağdat, ve Musul çevresinde üç veya daha  çok devletçik oluşacaktır. Güneyde Şiiler, kuzeyde Sünniler ve Kürtler olarak bölünmesi ve bu kutuplaşmanın derinleşmesinin, Irak-İran savaşı sayesinde gerçekleşmesi beklenmelidir.

Lübnan’ın beş bölgeye ayrılması Mısır, Suriye,Irak ve Arap yarımadası dahil, bütün Arap Dünyası için bir örnek teşkil edecektir. Irak’ın etnik ve dini olarak, Lübnan’dakine benzer şekilde ayrışması, İsrail’in doğu cephesindeki uzun vadeli ve öncelikli hedefidir. Bu ülkelerin ordularının çözülmesi, kısa vadede öncelikli hedeftir. 

Suriye, etnik ve dini yapısına göre, Lübnan’da olduğu gibi devletçiklere bölünecektir. Sahil boyunca bir Şii-Alevi; Halep çevresinde bir Sünni; Şam çevresinde, kuzeyindeki devlete hasım bir diğer Sünni ve belki Golan’da, Havran’da ve Kuzey Ürdün’de bir Dürzi Devleti oluşturulacaktır. Bu oluşum, uzun vadede barışın ve güvenliğin teminatı olacaktır ve bu hedef, bugün elimizi uzatıp alacak kadar yakındır.

Oded Yınon’un hedef öngörülerinin nasıl ortaya çıkarıldığına tanıklık ediyoruz.

Bizim “milli imtidâdımız” bin yılı aşkın bir süredir anadolu coğrafyasını vatanlaştırdığımız kolektif kodlarımızda saklıdır. Dün olduğu gibi bugün de yarın da yaşamakta ve yaşayacaktır. Hiçbir maddi güç, bu kodları silemez. Neden mi ? Mehmet Âkif Ersoy, bunu cevabını vermiştir. Ne diyordu?

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Ömer ADIYAMAN
@omradymn