Devleti küçümseyen şuursuzlar ordusu!

Devlet yaşanmış tarihe özeleştiriyle analiz yapar, devamlılığını sürdürür. Çünkü yaşanan tarih, bugünün gücü olduğu gibi yarının da aydınlatıcı ışığıdır. 21. Yüzyılda bu temel doğru, geçmiş dönemlere göre çok daha hızlı gerçekleşmekte, toplumları daha korumasız hale getirmektedir. Kişisel hafızanın mensubu olduğu toplumla aidiyeti yerine, toplu komutlarla davranış sergileyebilen kitle bireyi olmasına dönük olarak şekillendirmesi gerçeği, ne yazık ki büyük bir duyarsızlıkla göz ardı edilmektedir. Bu durum da yarın vahim sonuçlar doğurmaya gebedir. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “namuslu aydını” Kemal Tahir’in geçen asırdaki tespitlerini, bugün yaşayarak görmek düşündürücü olduğu kadar tedbir almanın da elzemliğini bize hatırlatıyor. Ne diyordu Kemal Tahir, sohbetlerinde? Aktaralım: “Batılı dediğimiz kravatlı yamyam, insan eti yemekten başını aldığı bir sıra, her nasılsa Hıristiyan klisesinin naslarını (doğmalarını) rafa kaldırmış ve onun yerine akıl bayrağını göndere çekmiştir. Burjuva marifeti olan bu iş, kısa bir zamanda Batıya bir üstünlük sağladı. Hıristiyanlığa dayanan Altrüist ahlak yerine, aklın piçi olan “egoist ahlak” geldi oturdu. Osmanlı Devlet adamları, bu olup biteni görüyorlardı. İflas etmek üzere olan mahalle bakkalına, “iflastan kurtulmak istiyorsan, kerhane aç!” Diyen namussuz gibiydi Batı, Osmanlı karşısında!… Onurlu Osmanlı, insan eti yiyen yamyam olmayı onuruna yediremediği için, benimseyemedi “egoist ahlak düzenini.” Ve sonunda Osmanlı, bu amansız açmazda başına gelenin sebebini düşündükçe, “Tanrı’ya karşı bir kusuru olduğu inancına vardı.”

Ve devam ediyordu Kemal Tahir. 

“Biliyorsunuz, okuyanlarınız görmüştür. Kur’an’da, birçok yerlerde bazı toplumların Tanrı buyruklarına karşı geldikleri için cezalandırıldıkları yazılıdır. Osmanlı için Batıya benzemek, cezanın en büyüğü idi! Kendisine zina önerilen bir kadının, kendini kaldırıp uçurumdan atması gibi, Osmanlı da kendisini tesbihe, ibadete verdi ve Tanrı’nın günahlarını bağışlayıp canını “Batılı” rezilden kurtarmasını beyhude bekledi. Yani bizim anlayacağımız, bir kristalle bir taş çarpışmış, taş kristali kırmış!… Taş mı değerli, kristal mi, diyorum size… Hadi, cevap isterim!…”

Cevabı, herkes kendini özeleştiriye tabi tutarak -tabii ki cesaret edecek güce kendinde bulursa- vermelidir. Bu toprakları “vatan” yapıp “devlet” gücü ile yüzyıllardır yaşıyoruz. Geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayıp 15 Temmuz’a kadar gelen süreçte, efendilerine hizmet eden mankurtlar hep enaniyetten sarhoşturlar. Bunların hepsi de simetrik ve asimetrik olarak, “devlet’i küçümseyen, sahibinin sesi şuursuzlar yığınından ibarettir. “Devlet”i tanıdıklarında uyanmışlarsa da iş işten geçmiştir. 

İsterseniz yine Kemal Tahir’e kulak verelim. Ne diyor Kemal Tahir: “Emperyalizm, o kadar açık bir namussuzluktur ki ancak yerli alçakların aldatma ve saklanma ustalığıyla yutturulabilir. Bunu en iyi uygulayan emperyalist ajanlarının en yamanları da bizdedir, diye haklı olarak öğünebiliriz.” Haksız mı? Tabii ki değil. Örnekleri herkesin malumu.

Anadolu ve Rumeli, dünya kara parçalarının “kalpgahı.” Ne hikmetse bunu bir türlü idrak edemeyenler ahkam kesiyorlar ama sonuçta hüsrana uğruyorlar. Yüzyıllardır bu topraklarda değişmeyen gerçek bu. 

Kemal Tahir’in unutulmaması, hatırdan hiç çıkarılmaması gereken ikazını hatırlatalım bir kez daha: “Batı’da devlet olmadığı zaman da sınıfların ve onu temsil edenlerin kilisenin varlığı sayesinde, toplumlar dağılmaktan kurtulabilir. Ama sınıflar olmayan Türk toplumu “devletsiz” kalırsa dağılır.”

Ömer ADIYAMAN
@omradymn