Libya savaşında son durum ve değişen dengeler

Libya’nın başkentini ele geçirmek için operasyon başlatan Halife Hafter’in geçen altı ayda sahada ilerleme kaydetmeyi başaramaması, ulusal ve uluslararası ittifakları açısından birtakım soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. 2014 sonrasında sahada elde ettiği kazanımların Barka ittifakının çözülmesi ile kaybedilmesi ihtimalinden, DEAŞ’ın Fizan bölgesinde yeniden güç toplamasına, Rusya’nın sahada askeri ve finansal varlığının artmasına kadar bir dizi gelişmenin etkisiyle Hafter’in tüm ülkenin kontrolünü ele geçirmesini bekleyen uluslararası aktörler, siyasi çözüm çağrısıyla müzakere masasının yeniden kurulması çabalarına hız verdiler. Ancak Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) açısından 4 Nisan önceki denkleme geri dönmek makul ve mümkün görünmüyor.

Sahadaki son durum

Libya’da General Halife Hafter’e bağlı güçler, 4 Nisan’da başkent Trablus’a üç cepheden saldırı başlatmıştı. Savaşın en atıl cephesi olan batı cephesi, Trablus’un 70 kilometre batısında yer alan Sabrata kenti yakınlarındaki El-Aceylat ve Trablus’un 60 kilometre batısında kalan Surman’ı kapsıyor. Bu cephe kısa bir süreliğine Trablus’un 45 kilometre batısında yer alan Ez-Zaviye’ye uzanmış, ancak Hafter’e bağlı güçler, kent güçlerinin direnişiyle karşılaşılınca geri çekilmek zorunda kalmıştı. Eylül itibarıyla Sabrata ve Surman hâlâ Hafter’e bağlı birliklerin kontrolünde olmasına rağmen bu bölgede ikmal hatlarına sahip olmayan Hafter güçlerinin en zayıf cephesi, bu cephe. İkinci cephe ise batı cephesi ile eşzamanlı açılan güneydeki Giryan cephesi. Verşefane ve Es-Suvani bölgelerine kadar ilerleyen Hafter’e bağlı güçlerin ilk mevzi kaybettiği cephe olan Giryan, aynı zamanda Hafter’e bağlı birliklerin en önemli ikmal hatlarından biriydi. Üçüncü cephe ise Trablus’un 90 kilometre güneybatısındaki Terhune kentinden Trablus Havalimanı hattı üzerinde yer alıyor. Nisan ayındaki ilk saldırılar sırasında Uluslararası Trablus Havalimanı yakınındaki Kasr bin Gaşir bölgesinde Müselles el-Kayyu, En-Nehir endüstri şirketi ve Vadi er-Rabi’yi ele geçiren Hafter’e bağlı güçler Ayn Zara’ya ilerlemeye devam etmişti. Ancak ilerleyen günlerde Zintan ve Misrata güçleri başta olmak üzere Trablus merkezindeki askeri güçler hızlı bir şekilde toparlanarak Hafter karşısında Trablus müdafaasında etkili bir rol oynamaya başlamışlardı.

Hafter böylece uzun süredir bir araya gelmek istemeyen Trablus milislerini ve siyasi aktörlerini istemeyerek de olsa bir araya getirmiş oldu. Bu birleşmenin ardından Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı güçlerin Ayn Zara bölgesinde, Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusuna karşı zaferler elde etmesi ve Hafter’in Es-Savani Havalimanı çevresindeki bölgeden püskürtülmesi, Giryan cephesinde UMH’ye bağlı Batı Askeri Karargahı’ndan Tümgeneral Usame Cüveyli liderliğindeki güçlerin önce Hafter’in ilerleyişini durdurması, ardından geri püskürtmesi, Trablus’un güçlü bir direniş göstermeye devam edeceğini teyit etti.

Bu gelişmelere paralel olarak Misrata ve Trablus merkez arasındaki bağlantıyı kesmek amacıyla hava operasyonları da başlamıştı. 15 Nisan’da Mısır’a ait casus uçaklarının, UMH’nin sahip olduğu hava kuvvetlerinin önemli bir kısmının konuşlandığı Misrata Hava Üssü’nün yer aldığı bölgede istihbarat uçuşları yaptığı haberi medyaya yansımıştı. 20 Nisan’da ise BAE’nin Libya’da sahip olduğu El-Hadim Hava Üssü’nden kalkan İnsansız Hava Araçları (IHA) ile Trablus’taki stratejik hedeflere yönelik bir hava saldırısı düzenlediği iddia edildi. 22 Nisan’da da gene Trablus’taki stratejik askeri tesisleri hedef alan ikinci bir hava saldırısı daha düzenlendi. BAE ve Mısır’ın Nisan ayında sağladığı hava desteği ile Hafter’e bağlı güçler Trablus’un batısındaki Sabrata, Surman ve Vatiya Havalimanını ele geçirdi.

Ancak Hafter’in bu ilerleyişi, haziran ayında Hafter güçlerinin iki önemli ikmal hattından biri olan Giryan’ı (diğeri Terhune) kaybetmesiyle birlikte büyük bir darbe almış oldu. Bu kayıptan sonra askeri mücadele, Terhune üzerinden Trablus Havalimanına uzanan hat üzerinde yoğunlaştı. Hafter’e bağlı güçler hazirandan beri kuzeyden Ayn Zara, kuzeybatıdan da Aziziye üzerinden Trablus içlerine ilerlemeye çalışsalar da anlamlı bir başarı elde edemediler. 26 Eylül’deki çatışmaların ardından Subayah ile Aziziye arasındaki stratejik konumdaki Bi’r Allak mevkiinden geri çekilmek zorunda kalan Hafter’e bağlı güçler, aynı çatışmalarda Sidi Farhat’ı da kaybetti. Daha önce 22 Eylül’de kısa bir süreliğine ele geçirdiği Bi’r Allak mevkiinden tekrar çekilmek zorunda kalan Hafter’e bağlı güçler, böylece Rusya’nın sağladığı desteğe rağmen Eylül ayında başlattıkları büyük Aziziye saldırısında sadece üç köy ele geçirebildiler ve sonuçta başarısız oldular. Eylül ayı boyunca Terhune cephesinde Ayn Zara, Kasr bin Gaşir, Vadi er-Rabi’ ile Giryan cephesinin güneyindeki Cendube bölgesinde çatışmalar devam etti. 1 Ekim’de ise Trablus’taki Yermuk ve Er-Remle bölgesiyle Ayn Zara ve havaalanı yolunda, UMH güçleri ile başkente saldıran Hafter güçleri arasında çatışmalar yaşandığı, UMH güçlerinin bu mevzileri ele geçirdiği açıklandı.

Yeniden siyasi çözüm arayışı mı?

Aziziye yenilgisi aynı zamanda Libya’daki Rus paralı askerlerinin varlığını ortaya çıkarması ve gündeme getirmesi nedeniyle de savaşın seyrinde önemli bir dönüm noktası oldu. UMH Libya Ordusu Sözcüsü Albay Tayyar Muhammed Kanunu, Özel Rus Güvenlik Şirketi Wagner’in onlarca paralı askerinin bu operasyonlar sırasında etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Öte yandan Vatiya Askeri Havalimanının Rusya hava birliklerinin kontrolüne geçtiği yönünde iddialar mevcut. Bu iddialara ek olarak Ekim başında El-Beyda Merkez Bankası’na Rusya’da basılan 2 milyar Libya Dinarı’nın teslim edildiği iddia ediliyor. Geçen sene 10 milyar Libya Dinarı’nın Rusya’da basıldığı ve El-Beyda Merkez Bankası’na teslim edildiği ortaya çıkmıştı. Hafter’in hem finansal hem de askeri anlamda Rusya ile geliştirdiği bu yakın ilişkinin, Libya’da Hafter yanında yer alan diğer uluslararası aktörleri kaygılandırması kaçınılmaz.

Elbette Libya’daki Rus varlığı, son gelişmelerin temel motivasyonu olmak için pek yeterli değil. Hakeza, hazirandan itibaren BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame siyasi çözüm görüşmelerine geri dönülmesi için çeşitli girişimlerde bulunuyordu. Ancak gerek Trablus savaşında Hafter’in beklenilen ilerleyişi sağlayamayışı gerek Hafter’e destek veren Tobruk hükümetinden eleştirel seslerin yükselmesiyle sahada elde ettiği kazanımların riskli bir noktaya evrilme ihtimali, Hafter ve uluslararası ittifakları için savaşın maliyetini yükseltmişe benziyor.

Sahada UMH’ye bağlı güçler ilerleme kaydederken, uluslararası aktörler, “siyasi çözüm” için BM önderliğinde yeniden görüşmelerin başlaması yönünde harekete geçti. BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame, temel olarak “ateşkes, uluslararası konferans ve ulusal uzlaşı müzakerelerinden” oluşan üç aşamalı yol haritası için Almanya’da Libya kriziyle ilgili ülkelerin katılımıyla bir konferans düzenlemek için hazırlık yaptığını duyurdu.

BM şemsiyesinde siyasi çözüme dönme çağrıları bir süredir dile getirilse de, şu ana kadar somut bir adım atılamamıştı. Ancak bir yandan Gassam Selame’nin bir süredir konferansa hazırlık için Türkiye, Almanya, Malta, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Tunus’a ziyaretler gerçekleştirmesi, diğer yandan Fransa, İtalya, ABD ve Mısır’ın konuyu gündemlerinde üst sıraya alması yakın zamanda bazı adımların atılabileceğinin sinyallerini veriyor. 1 Ekim’de İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo arasında gerçekleşen görüşmede bu konunun konuşulduğu açıklandı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian da ABD’de gerçekleşen Libya Bakanlar Toplantısı’nın ardından Paris, Palermo ve Abu Dabi Zirvelerinde üzerinde uzlaşılan hususlar çerçevesinde, özellikle seçimlerin gerçekleştirilmesi çerçevesinde ateşkes ve siyasi çözüm yönünde adım atılması gerektiğini dile getirdi. Ayrıca Abdulfettah es-Sisi ile Donald Trump arasındaki görüşmede de Libya meselesi gündeme gelen konulardan biri oldu. İkilinin bu görüşmede BM müzakerelerine geri dönme kararı aldıkları görülüyor.

Ancak Paris Zirvesi ile başlayan ve Abi Dabi görüşmeleri ile belli bir noktaya varan müzakerelerin Hafter’e o dönem hem zaman hem de uluslararası meşruiyet kazandırdığını bilen UMH açısından 4 Nisan önceki denkleme geri dönmek makul ve mümkün görünmüyor.

Trablus’tan sürpriz çıkış

Bu noktada dikkat çeken husus, bu aktörlerin eğer Libya’da taraflar bir ateşkes sağlar ve müzakere masasına oturursa 4 Nisan öncesi şartlara dönülebileceği yanılgısını taşıyor olması. Libya’da UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Fransa’yı Hafter’i destekleyerek Libya’nın iç işlerine karışmakla suçladı. Bu açıklamaya paralel olarak, 1 Ekim’de UMH, yapılması planlanan Berlin Konferansı’na katılmak için ön şartlarını içeren yazılı bir açıklama yayınladı. Bu şartlar kısaca 7 maddeden oluşuyor:

  1. Mevcut krizin çözümünde yapılacak tüm anlaşma ve müzakerelerin temeli 2015 Süheyrat Anlaşması olacak,
  2. Ülkelerin müzakere edeceği tek meşru taraf UMH olacak,
  3. Ateşkes ancak karşı güçlerin 4 Nisan öncesi mevzilere çekilmesi ile mümkün olacak,
  4. Abu Dabi görüşmelerinde herhangi bir anlaşma imzalanmadığı, Paris ve Palermo görüşmelerinde seçimler konusunda uzlaşıldığı ancak varılan uzlaşının da Halife Hafter’in Trablus saldırısı ile ihlal edildiği kabul edilecek,
  5. Tüm paralel kurumların varlığını sona erdirmeden, siyasi çözüm çerçevesinde güvenlik konseyi görüşmeleri gerçekleştirilmeyecek, askeri kurumlar sivil hükümetin kontrolü altında olacak,
  6. Trablus’taki Ulusal Petrol Şirketi, petrol üretim ve arzı konusundaki yetkili ve meşru tek kurum olarak kabul edilecek,
  7. Hafter ile müzakere masasına oturulmayacak.

Nisan sonrası dönemde uluslararası toplumdan beklediği desteği göremeyen UMH için son altı ay hem iç ittifak dinamiklerinin hem de uluslararası ilişkilerinin dönüştüğü bir dönem oldu. Ayrıca Paris Zirvesi ile başlayan ve Abi Dabi görüşmeleri ile belli bir noktaya varan müzakerelerin Hafter’e o dönem hem zaman hem de uluslararası meşruiyet kazandırdığını bilen ve son altı aydır varlık mücadelesi veren UMH için yeniden o masaya nisan öncesi şartlar ile oturmak çok kolay görünmüyor.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar 

[Tunus, Libya ve Mısır konularında serbest araştırmacı olarak çalışan Nebahat Tanrıverdi Yaşar Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir]